Showing posts with label nefret. Show all posts
Showing posts with label nefret. Show all posts

Tuesday, October 01, 2013

Nefret

İçindeki nefret, kora dönmüş ve gözlerine yansımıştı. İki alev topu şeytani bir gülümsemeyle daha da ürkütücü oluyor, uzun ve kemikli parmakların arasından yükselen puro dumanı semaya yükseldikçe, öfkenin aksak ritmine mistik bir edayla eşlik ediyordu.

Oturduğu koltuk çivili minderden, önündeki masa kızgın çeliktendi. Nefesi duman olmuş, burnundan akıyordu.

Bu öfke, yalandan, riyadan, yalakalıktan doğuyordu. Herkes birbirine lutfediyor, olmayanı olurmuş gibi gösteriyor, yapmadıklarından paye kapıyordu. Kurallar esniyor, sıralar bozuluyor, gölgeler her yeri sarıyor ve yaşam soru işaretlerinin peşi sıra bilinmezliklerle doluyordu.

Boynundan yüreğine sarkan ilmek, her kalp atışında onu boğuyordu. Bu kokuşmuş hayat ve sürüngenimsi insanlar midesini bulandırıyor. Zihin erozyonu önü alınamaz bir kanser gibi her yanı sarıyordu...

Purosundan derin bir nefes çekti ve vermedi... 

Wednesday, November 24, 2010

Damlalar

Her damla bardağı dolduruyor. Düşen her damla suyu titretiyor ve yüreği kabartıyor, ama sessizlik gelen fırtınaya gebe öylece duruyor. Aradan günler ve aylar geçiyor. Birbiri ardına eklenen her bir damla su seviyesini yükseltiyor.

Güneşli bir günde, daracık ve rüzgarlı bir sokakta oturmuş kahvemi yudumluyorum. Sokağın iki ucunu kesen iki caddede de alabildiğine güneş var. Belli ki güneşin vurduğu yerler sıcak, sıcacık! Oysa ben bu daracık sokakta en sokağın rüzgarı kadar sert bir çehreye sahip kahvemin köpüğüne bakıp içimi ısıtmaya çalışırken, bir ürperme bana sürtünüp geçiyor. Biraz daha büzülüyor, kahve fincanını biraz daha sıkı kavrıyorum.

Düşünceler hücuma kalkmışlar. Saldırırlarken sesleri bir uğultu haline geliyor. Bardağı taşıran sulu zırtlak davranışlar, onların öfkesini kabartmış ve durdurulamaz olan taarruz başlamış. Düşüncelerin karşı konulamaz uğultusu, ara sokaktaki rüzgarın serinliğine ve közde pişmiş kahvenin acı tadına sahip. Düşünüyorum: Şimdi onları zaptetmeli miyim? Yoksa, ben de peşlerine takılıp doluz dizgin at mı sürmeliyim hınca, öfkeye, dehşete ve kıyıma?

Kahve fincanının boşladığını görerek üzülüyorum. Oysa daha uzun süre içebilirdim. Kahveden arta kalan telveye bakıyorum, kara bir tablo var karşımda. Belli ki usta telveyi bol tutmuş. Peki, benim hayatımın telvesini bol tutan kim? Güneşli bir günde rüzgarlı ve daracık yollara beni sürükleyen ne? Bu kararları verirken içimi alev alev yakan öfke seline dayanma gücünü nerede bulacağım?

Ayağa kalkıp, güneşe doğru yürüyorum. Geriye yerimde esen yeller ile boş bir kahve fincanı kalıyor, hızla soğuyan. Peki beni güneşe sürükleyen ne?

Friday, June 12, 2009

NEFRET

İnsanoğlundan ve saçmalıklarından nefret ediyorum.

Ve birgün ölürsem, sorumlusu insanlar olacaktır.

Ama ne demişler,

"Kör ölür, badem gözlü olur"

Wednesday, March 18, 2009

Cevap!

Soruya cevabı netti ve sinirden kaşı seğirtti:

"Az beyinlilerden, hayatta bir "şey" olduğunu zannedenlerden,hiçliklerinin farkına varıp korkuya kapılanlardan, başka hiçliklere sığınmaya çalışıp dayanak arayanalardan öylesine nefret ediyorum ki, bunları bir ömür boyu suskunluk cezasına çarptırıp, korkudan titreyen suratlarına tükürmek istiyorum."

...